Yazardan Ne Dediler Konular Konuk Defteri İrtibat Ana Sayfa
AZİZ MİLLETİMİZE VE MİLLET İRADESİNİN ŞUURLU TEMSİLCİLERİNE AÇIK MEKTUP

 

Muzaffer ÖZDAĞ
(E) M.B.K. üyesi
(E) Parlementer

Sayın Milletvekilimiz,

Gazetelerimiz, televizyonlanmız halkımıza Kültür Bakanlığımızın "Bağışla bizi Nazım" adlı bir oyunu sahneleme girişimini duyurdu. Bu hizmet için Devlet Tiyatrolanmız, Devlet Sanatçılanmız görevlendirilmişti. Tanıtım afişleri, panolan. duvarları, camekanlan aylarca süsledi. Bu sözde sanat etkinliği düşünüldügü gibi sahnelendi.

Ve nihayet Moskova'de medfun bir Sovyet vatandaşı halkımıza özgürlük ve bagımsızhk savaşçısı bir ulusal kahramanımız gibi tanıtılıp heykeli dikildi.

Naaşının resmi törenle Türkiye'ye nakli için hazırlığa girişildi.

Bu uygulama gerçekte uzun süreden beri Türk Milletine karşı inat ve ısrarla oynanan, oynanmak istenen habis oyunun yeni bir perdesi idi.

Bu perdede belirgin yenilik oyunun hayasız bir cüretkarlıkla aleniyete dökülmesi, halkımızın, gençlerimizin bağımsızlık ve yurtseverlik şuumna yapılan saldınya devlet otoritesinin de alet edilmesi idi.

Nazım'ın, Kimligi, hafızası özel yöntemlerle silinip, beyni milletine, yurduna yabancılaşacak şekilde yeniden programlanmış bir kişi oldugu, böylece Entemasyonalizm maskesi takmiş vahşi bir emperyalizmin mankut ajanı haline getirildigi, Türk varlık ve bagımsızlıgına: Türkiye Cumhuriyetine son vermeyi amaçlayan bir devletin yıllarca yeraltı faaliyet ve propoganda elemanı olarak kullanıldığı, bu nedenle mahkum olduğu, bu nedenle vatandaşlıktan çıkarıldığı,

Neden gizleniyor, unutuluyor, unutturulmak isteniyordu?

Nazım'ın uluslararası komünist medya kanalı ile Sovyetler Birliği'nin ve Komünist blokun yayılma siyasetine, menfaatlerine yararlı, Türkiye'ye zararlı olduğu ölçüde kullanıldığı, ideloji için sanat alet edilerek propaganda ile sun'i olarak ünlendirildiği

Neden görmezlikten geliniyordu?

Ün, hıyaneti icazetli saymayı, haini mazur, masum görmeyi gerekli kılar mıydı? Nazım'ın ömrünü harcadığı yegane emel; Türkiye'yi Kırım gibi, Kuzey Kafkasya gibi Azerbaycan gibi bir Sovyet eyaleti haline getirmek değil miydi?

Bu bedbaht, heykeli dikilerek, neden sun'i olarak yüceltiliyor, neden Türk gençliğine ideal bir ömek ve Türk Milletine mazlum bir kahraman olarak tanıtılmak isteniyordu?

Yakın tarihte Kızılorduya beşinci kol ve öncü güç olmaya hazırlananlann ve halen güvenlik güçlerine, Mehmetçiğe tuzak kuranlann, kızıl flamalar altında cinai saldırılar düzenleyenlerin Nazım'ın soğuk savaş propaganda bültenleri için hazırlanmış zehirli telkinleriyle eğitilmiş, şartlandınlmış olduklan neden bilinmezlikten geliniyor, örtülüyor. maskeleniyordu?

Cumhuriyetimizin dolaylı saldırı ve örtülü istila yöntemi ile yıkılmak istendigi; onbinlerce gencin bu tuzakta can verdiği neden unutuluyordu?

Sayın Milletvekilimiz,

Kitlelerin uyutulmasında yanlış yönlendirilmr-sinde sorumsuz medyanın olumsuz etkileri belirgin bulunmaktadır.

Türkiye bu düşmanlık ve ateş çemberiyle sarılırken milletimizin uyutulmak istenmesi, şuur bulanıklığına sevk edilmesi hoşgörüyü yaygınlaştırmayı amaçlayan bir sanat ve kültür etkinliği sayılamazdı.

Tedbir makamında olanlan uyarma da bir yurttaşlık görevi idi. Bu nedenle 8.2.1996 tarihinde Gazi ilimiz Antep'in şeref ünvanının yasallaştığı günün yıldönümünde yüce makamına yaptığımız ziyarette konuyu Sayın Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL'in ilgi ve bilgisine sunduk.

9.3.1996 tarihinde de daha detaylı bir arizeyi ekli belgelerle iadeli taahhütlü mektuplarla T.M.M.M. Başkanı Sayın Mustafa KALEMLİ'ye, Başbakan Sayın Mesut YILMAZ'a, DYP Genel Başkanı Sayın Prof. Dr. Tansu ÇlLLER'e, RP Genel Başkanı Sayın Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN'a, DSP Genel Başkanı Sayın Bülent ECEVİT'e, CHP Genel Başkanı Sayın Deniz BAYKAL'a BBP Genel Başkanı Sayın Muhsin YAZICIOGLU'na, MHP Genel Başkanı Sayın Alparslan TÜRKEŞ’E, MP Genel Başkanı Sayın Aykut EDlBALl'ya ve konu ile ilgili sayın Bakanlara gönderdik.

Sayın Milletvekilimiz,

Bu maruzatımla Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın T.B.M.M Başkanına, Sayın Başbakan'a, siyasi partilerin Sayın Genel Başkanlarına ve ilgili Sayın Bakanlara ilettiğim mektuplan ve ekleri olan belgeleri millet idaresinin ve milli şuumn bağımsızlık ve özgürlük ülküsünün güzide temsilcileri olan siz Sayın Milletvekillerimizin, hamiyet, haysiyet ve iz'an sahibi, akil yurttaşlanmızın bilgilerine sunuyorum.

Cumhuriyeti kuran mübarek neslin ve İtikklal Savaşı şehitlerinin aziz ruhlanna elem ve eza veren, milli bagımsızlık şuur ve iradesine suikast teşkil eden, halkımızı aşağılama niteligi taşıyan ve bunaltan bu küstah saldırı ve tertipler artık son bulmalıdır.

 

Mankutlaştınlıp ajan olarak görevlendirildiği, Devletimizle, Milletimizle güzel Türkçemizi programlanmış olduğu batıl siyasi emeller için bir maske olarak kullanmış olmaktan başka bir bağı kalmadığı sabitleşen bu bedbahtın münasebetsiz yontusu akılalmaz bir cüretkarlıkla dikildiği Atatürk Kültür Merkezi önünden geciktirilmeden kaldırılmalı, siyasi meşret ve mevkiine uygun bir mahalle nakledilmeli, yol açtığı harcama sorumlularına ödetilmelidir.

Sayın Milletvekilimiz,

İlginize sadece seçim çevrenizle ve seçmenlerinizle hudutlu tutmayıp Büyük Milletimizin hayati menfaatlerini, hukukunu, onurunu daima yüksek bir milli şuur ve basiretle temsile ve korumaya muktedir olduğunuzu gösteren bir görev anlayışı ve sorumluluk duygusu ile hareket edeceğinize inanıyorum.

Aziz milletimiz de, günümüzde, Sizlerden Kurtuluş Savaşını teşkilatlandıran, Büyük Zafere eriştiren, Cumhuriyeti kuran, koruyan muhterem heyetlerin şuur  uyanıklığını, hamiyet, basiret ve celadetini beklemekte ve istemektedir.

Vatanın sahipsiz olmadığına inanıyorum. Derin Saygılarımla.

Muzaffer ÖZDAĞ

 

 

GAZİANTEP KÜLTÜR, TANITMA VE DAYANIŞMA VAKFI

Sayın Süleyman Demirel T.C. Cumhurbaşkanı

Ankara

Tarih : 08.02.1996

Sayın Cumhurbaşkanım,

Gaziantep aziz yurdumuzun kurtuluşunu, Cumhuriyetimizin kuruluşunu sağlayan şanlı ölüm-kalım savaşımızın, milli bağımsızlık şuur ve irademizin ebedi şeref abidesi olan Gazi ilimizdir.

Bu şeref ünvanının yasalaştığı günün yıl dönümünde yüce makamınıza Milli Kurtuluş Andını teyide, tekrara geldik.

Aziz Milletimizin uzun süreden beri, Mondros mütakeresi ve Kurtuluş Savaşı yıllarında göğüslemek zorunda kaldığı saldırılardan, hıyanet tertiplerinden daha yıkıcı tertiplere, şen'i saldırılara hedef kılındığı görülmektedir.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş esaslanna. ortak tarihi milli kimliğimize evrensel değerleri sömürerek saldıranların hiçbir insani, ahlaki, vatani kaygusu olmayan, Türkiye'ye ve Türklüğe düşman her yabancı güce kolayca kiralanabilen, dalalet ve hıyanet ehli bir guruh oldukları kirli politik bağlantıları, açık beyanları. cinai eylemleri ile vuzuh bulmuştur.

Sayın Cumhurbaşkanımız,

Devletler, ideolojiler, medeniyetler arasındaki varlık ve üstünlük kavgasında tedbir almada geciken, hata eden milletler sadece savaş alanlannda ölçüsüz şekilde kan ve serhadlerde toprak degil, gönülleri çalınan, hafızları silinen, boş beyinleri yanlışa programlanan, böylece mankutlaştırılan bahtsız evlatlarını da kaybederler.

Ayrıca bu evlatlarının düşmanın ön safında Truva Atı muharibi gibi kullandıklarını görmek talihsizliğine, çaresizliğine düşerler. İşte, Nazım Hikmet bu hale tipik bir ömektir.

Nazım'a ve onun gibi kaybedilenlere, benzerlerine acımak, hayıflanmak başkadır. O'nu ideal örnek göstererek diğer evlatlanmızın da ona benzemeleri, O'nu izlemeleri için heykelini dikmek başkadır.

Sayın Cumhurbaşkanımız,

Makamınıza bu arize ile Nazımın şiirlerinden bazı ömekler sunuyoruz: 28 Kanuni Sani, Arpa Çayının İki Yanı, Mektup, Seni Düşünüyorum, Komsomol, Diyet, Asker Kaçağı...

Nazım'dan özür dileyerek, O'nu kutsayarak heykelini dikenler bu şiirlerin nerede, ne amaçla yazıldığını ve nasıl kullanıldığını bilmiyorlarsa kara cahildirler.

Nazım'ın Türkiye kalesinl içten çökertmeye nasıl alet edildiğini, kızıl emperyalizme nasıl bir ajan haline getirildiğini anlamıyorlarsa, kendilerine hiçbir hizmet emanet edilemeyecek kadar ahmaktırlar. Görmelerine, bilmelerine, anlamalarına rağmen. Nazım'ı ululamayı ısrarla kasten sürdürmekte iseler haindirler.

Bu tutumları Türkiye'nin bağımsız devlet varlığına, yurttaşlanmızın bağımsızlık şuuruna hain bir saldırıdır.

Yurt savunmasını içten çökertme, hudutta nöbet bekleyen Mehmetçlği sırtından vurma tertibidir.

Kurtuluş Savaşı şehit ve gazilerinin ruhları bu halden elem duyar.

 

Yaşanmakta olan buhranın, kayıpların ağırlaşmasına, zirvelerdeki zihin bulanıklığına düşürülmüş, mankutlaştırılmış bu tip yurttaşlanmızın sebebiyet verdikleri de belirgindir.

Sayın Cumhurbaşkanımız,

Hamakatle karışık ihanetin tahribatına müsaade etmemenizi diliyoruz.

Bugün de Millet birligini vatan bütünlüğünü dıştan ve içten gelebilecek her türlü saldırıya karşı korumak için gerektiğinde her beldemiz, Gaziantebi örnek almaya hazır olduğunun bilinmesini istiyoruz.

Sayın Cumhurbaşkammız,

Gaziantep sadece siyasal sınırlanmızın değil, Türk milli kültürünün ve Türklük şuurunun da aşılmaz, yıkılmaz bir kalesidir.

Kurtuluş Savaşını ve uğrunda canlannı veren aziz şehitlerimizin ruhlannı taziz için, hatıralarını daima uyanık ve canlı tutmak, yurt topraklannın kutsal bütünlügünü, birligini bellrlemek için Gaziantep kalesinin görkemli surlannın 6000 şehidimizin künyelerinin nakşedilecegi bakırtunç levhalarla tazyin edilmesini, künye defterinin şehrin en büyük tarihi camiinde muhafaza edilmesini himmet ve tensibinize sunuyoruz.

Saygılarımızla
Yönetim Kurulu Adına

Muzaffer ÖZDAĞ

 

Muzaffer Özdağ                 9.3.1996 (E.) MBK Üyesi (E) Parlementer

Sayın Başkan

Kurtuluş ve kuruluş döneminden günümüze Türkiye Cumhuriyeti; Türk milli devleti için en ciddi ve sürekli tehdidi, tehlikeyi, milli varlığımızm dayandığı değerlerle ve devletimizin kuruluş esaslarıyla çelişen Komünist ideoloji ve bu ideolojiyi kullanan siyasi odaklar oluşturmuştur.

İnsanı aşağılayan, sömüren, onursuzlaştıran; yaratıcı gelişmeyi engelleyen; zayıfı ezen her türlü haksızlığa, zorbalığa karşı çıkmak güzeldir. Üretici gücü, emeği yüceltme, ödüllendirme, ırk, dil, din medeniyet ayırımı yapmadan bütün milletleri kardeş, insanlığı bir büyük aile kabul eden anlayışla adil bir dünya düzeni ve evrensel barış için samimi özlem duyma ve çaba gösterme de; zıddı olan menfî, şeytani emellere alet edilmedikçe, sevgi ve hoşgörü ile karşılanabilir, tebcil olunabilir.

Türk Devriminin, Türk Dış Politikasının değişmez ilkesi bu görüş ve anlayışla adalete dayalı bir dünya barışı; milletlerarası dostluk ve işbirligi; hiçbir devlete karşı düşmanlık ve saldırı emeli taşımayan kollektif güvenlik sistemi ve savunma ittlfakları olmuştur.

Ancak Rusya Çarlığı'na ve siyasetine cebren varis olan profesyonel bir cinayet çetesi niteliğindeki Sovyet yöneticileri daha da azgınlaşan, ustalaşan Rus Faşizmini, şövenligini Marksist-Leninist Komünist ideoloji ile maskelemeyi, kapitalist emperyalizmin mağdur ettigi sınıflara ve mazlum sömürge halklanna hasbi halaskarlar; özverili kurtancılar gibi görünmeyl başarmışlardır.

Böylece Marxist-Leninist Kominizm Kızıl Rus İmparatorlugunun yönetiminde geniş etki alanı olan, karşı konulması güç bir silah; ideolojik, psikolojik, kültürel saldırı ve istila aracı olarak kullanılmıştır.

Halkların her hususta eşitligi koşuluyla ortaklık, onurlu işbirliği, dostca yardım, sömürgeci müstevli güçten kurtarma vaadleri ile aldatılan; hile ve cebirle tabi kılınan; yurtları işgal edilip uydulaştınlan milletler Rusluğun bencil menfaatleri, haris emelleri doğrultusunda planlı olarak acımasızca ezilmiş, sömürülmüş, sindirilmiştir.

Türkiyemiz de bu çerçevede Sovyet yayılma emellerinin, örtülü istila plan ve propaganda operasyonlarının önde gelen hedeflerinden biri olmuştur.

Devletimiz 12 Eylül 1980 öncesinde sistemli yıkıcı propaganda, dolaylı saldırı ve Afganistan örneği bir müdahele ile içten çökertilmek, yıkılmak istenmiştir. Düşman ağır tahribata sebebiyet vermiştir. Emelleri dogrultusunda önemli mesafeler almıştır.

Komünist sistemin iflası ve Sovyetler Birliği'nin çözülmesi, Marxist Komünist ideoloji ve propogandaları milli birlik ve güvenliğimize karşı tehlikeli bir saldırı aracı olmaktan çıkarmaya ve zehirli döküntülerinin, artıklannın zararlarından kurtulmamıza yetmemiştir.

Beyinleri proğramlanarak robotlaştırılan ve Sovyet propoganda örgütünün gönüllü ajanı haline getirilen kaybedilmiş bireylerin önemli bir bölümü yıkıcı faaliyetlerini bağnazlıkla sürdürmektedirler.

Bu bedbahtların bir bölümü de Türkiye'ye düşman her güce kolaylıkla kiralanabilen dalalet ve hıyanet erbabı bir güruh olduklannı belirginleştiren bir tutumla efendi degiştirerek milli varlık ve birliğimize yeni cephelerden yeni flamalar ve sahte yeni şiarlarla saldırmaktadırlar.

Kişisel menfaat hırsından ve bencillikten arınmış yüksek bir adalet duygusu ve engin bir insanlık sevgisi ile şaşırıp, kurtuluşu Marxist ütopyadan umanlar; bu yöndeki yoğun şeytani propogandaya safıyetle kapılanlar, tutumları, kasıtlı bir yıkıcı eyleme, cürme dönüşmedikçe mazur görülebilirler. Gerçegi farkedince utanç ve pişmanlık duyanlar samimiyetleri  ölçüsünde  acıma  va  hoşgörü  ile karşılanabilirler.

Ancak Sovyet hükümetinin ve Rus Komünist Partisinin emrine girip özel şekilde eğitilenlerin Rus emperyalizminin caniyane plan ve icraatına hasis menfaat beklentisi ve mevki hırsı ile hizmet verenlerin; kızıl kompradorların durumlarının farklı olduğu dikkatten kaçırılmamalıdır.

Sovyet Rusya yöneticilerinin insanlığa; uydulaştırılan, köleleştirilen mazlum gayrirus milletlere karşı işledikleri, 43 milyon insanın ölümüne yol açan sistemli soykırım ve kitlesel sürgün eylemlerini, talan ve sömürü uygulamalarını akıl almaz bir hayasızlık ve vicdansızlıkla, aymazlıkla görmezlikten gelip gizleyenlerin kusurlarının idealizmden kaynaklanan safıyet ve ictihat farkı veya hoşgörülebilecek bir fikir suçu değil, vatana ve insanlıga karşı hıyanet cürmü oldugu bilinmelidir.

Devletler, ideolojiler ve medeniyetler arasındakl varlık ve üstünlük kavgasında tedbir almada geciken, tedbirlerde ihmal ve hataya düşen milletler sadece savaş alanlarında ölçüsüz şekilde kan sarfına ve serhatlerde toprak kaybına maruz kalmazlar. Daha da önemlisi gönülleri çalınan, hafızaları silinen, boş beyinleri yanlışa proğramlanan, hıyanete yönlendirilen, mankutlaştırılan zayıf yurttaşlarını, bahtsız evlatlannı da kaybederler. Bu evlatlarının müstevli gücün öncü kuvveti, beşinci kolu Truva Atı muharipleri gibi ön safta kullandıklarını görmek bahtsızlığına, çaresizligine düşerler. Bu ihmal ve gaflet savunma cephesinin yarılmasına bağımsız millet hayatının son bulmasına da yol açabilir.

İşte Nazım Hikmet özel eğitimle hafıza silinmesine; boş beynin programlanmasına; mankutlaştırılmaya, ajan haline getirilmeye tipik bir örnektir.

Nazım'a ve onun gibi kaybedilenlere, benzerlerine acımak, hayıflanmak başkadır. Onu Türk gençliğine ideal örnek göstermek, diğer evlatlarımızın da ona benzemeleri, onu izlemeleri için heykellerini dikmek başkadır.

Size bu arizemle Nazım'ın şiirlerinden bazı örnekler sunuyorum:

28 Kanuni Sani,

Arpa Çayının iki Yanı,

Mektup, Seni Düşünüyorum,

Komsomol,

Diyet,

Asker Kaçağı...

Nazım'ın, Kızılordu hesabına hazırlanmış savaş propağandası bültenleri ve bildirileri niteliğini taşıyan bu içerikteki şiirlerinin az olmadıgı bilinmelidir.

Türkiye Cumhuriyetini, Kemalist yönetimi, Cumhuriyet hükümetlerini, Adliyesini, Türk ordusunu karalayarak, suçlayarak Nazımdan özür dileyenler: asker kaçağı, vatan kaçağı, bir gafil ve haini ilahlaştırarak heykelini dikenler bu şiirlerin nerede, ne zaman, hangi amaçla yazıldığını, nasıl kullanıldığını bilmiyorlarsa kara cahildirler.

Nazım'm Türkiye kalesini içten çökertme plan ve senaryosunda nasıl bir alet ve figüran olarak kullanıldığını, kızıl emperyalizmin nasıl mankut ajanı haline getirildiğini   anlıyamıyorlarsa kendilerine hiçbir hizmet emanet edilemeyecek kadar ahmaktırlar.

Görmelerine, bilmelerine, anlamalarına rağmen Nazım'ı ululamayı kasıtlı olarak sürdürülüyorsa haindirler.

Bu tutumları Türkiye'nin bağımsız devlet varlığına, halkımızın yurtseverlik duygusuna ve bagımsızlık şuuruna çirkin bir saldırıdır.

Yurt savunmasını içten çökertme, hudut nöbetindeki Mehmetçiği sırtından vurma tertibidir.

Kurtuluş Savaşımızın aziz şehit ve gazilerinin mübarek ruhları bu halden elem duyar.

Milletimizin asil ve vakur sükutu, sessizliğe de derin bir elem olarak değerlendirilmelidir.

Ülkemizin uzun süreden beri özel bir savaş du-rumu yaşamasına, buhranın devamına ve milletçe ağır kayıplara uğramamıza, dıştan güdümlenen medyanın zihin bulanıklığına sürüklediği; mankutlaştırıldığı çeyrek aydınların sebebiyet verdikleri belirgindir. Tedbir makamında bulunanlann dahi olumsuz etkilere kapıldıkları görülmektedir.

Tolerans hoşgörü, hiçbir şekilde umursamazlık, boşverme, aymazlık halini almamalıdır. Küçük ihmallerin büyük çürümelere, bozulmalara ve yıkılmalara sebebiyet verdiği, verebilecegi dikkatten kaçırılmamalıdır.

Nazım'ın Türk diline ve şiirine büyük bir saygınlık kazandıran uluslararası bir kıymet ve şöhret olduğu savı şeytani bir yalandır. Gerçek şudur. Sovyet süper devletinin ve uydularının propaganda örgütleri Nazım'ı Sovyetler Birliği'nin, Rusluğun emel ve menfaatlerine hizmet ettigi işlerine yaradığı ölçüde tabulaştırmış ve kullanmışlardır.

San'atın, şiirin, dilin, kalemin mahir kullanımı, içermekte oldugu propogandayı: ihanete yönelik tahrik ve teşviki, ve nihayet yıkıcı sonuç veren eylemi cürüm olmaktan çıkarmaz.

Yıkıcı, zehirli propaganda ile milletimizden manen ve fikren koparılmış, mankutlaştırılmış bir yığın çeyrek aydının; şizofren entelin ve silahlı eşkiyaya dönüştürülmüş bedbaht yurttaşımızın halen Cumhuriyetimizin temel ilkelerine iç barış ve güvenliğe, devlet güçlerine Nazım'ın kaçıp sığındığı Kızıl bayrak ve batıl şiarlarla saldırmaya devam ettikleri asla unutulmamalıdır.

 

Demokratlk hürriyetler demokratik hukuk devletini tahribe kararlı olanlara bu imkanı sağlayacak kadar genişletilemez. Böyle bir ihmal ve müsamaha gafleti aşar cinayete iştirak olur.

Gaziantep savunmasmın 6000 şanlı şehidinin anısına dikilmesini diledigimiz anıt-kitabe için yüce makamına yaptığımız ziyarette bu konuyu sayın Cumhurbaşkanımıza da arz ettik.

Durumu gereken tedbiri önermeniz ve almanız dilegi ile şuurlu yurtseverliğinize yüksek görev ve sommluluk duygunuza sunuyorum.

Saygılanmla

Muzaffer ÖZDAĞ 

NAZIM HİKMET’in
Rus Kızıl Faşizmine hizmetlerini belirleyen şiirlerinden örnekler.

 

KOMSOMOL

Kızılbayrak dikildi kürenin mihverine,

Mihverin kutuplarından çıkan en sivri yerine!

Uzun ağır balyozları bellerine takarak,

keskin orakları güneşte şimşek gibi çakarak.

bekliyor pusu,

proletarya ordusu!

Sen de atla kızıl taya,

hazır ol,

komsomol

kavgaya!...

Kavgada kuvvetli, dinç

bir ağrıdan gelen deli bir sevinç

sıçrar, atlar, köpüklenir, çatlar

kafan-da!!!...

hay-da,

beyaz orduları dumanlı ufuklar gibi önüne katan

dörtnal giden atının uzanan boyuna yatan,

yalın kılıç

bir kızıl süvarisin!...

Gamın, kederin tüylerini bir kara tavuk gibi yol!

Kuvvetli ol,

neşeli ol,

haydi komsomol!...

1922

Komsomol: Komünist Gençlik Kolu üyesi.

 

28 KANUNI SANI

-Ta ata aa ta ta Ha ta tta ta
Tarih

sınıf-ların
mücadelesidir
1921

Kanunisani 28
Karadeniz
Burjuvazi
Biz

On beş kassap çengelinde sallanan
On beş kesik baş
Yoldaş

Bunların sen

isimlerini aklında tutma
fakat

28 kanunisaniyi unutma!
"Siyah gece
"Beyaz kar
"Rüzgar
"Rüzgar".

Trabzondan bir motor açılıyor
Sa-hil-de-ka-la-ba-lık!
Motoru taşlıyorlar
Son perdeye başlıyorlar!
Burjuva Kemal'in omuzuna binmiş
Kemal kumandanın kordonuna
Kumandan kahyanın cebine inmiş
Kahya adamlarının donuna
Uluyorlar

Hav... hav... hak...
Yoldaş unutma bunu Burjuvazi

ne zaman aldatsa bizi
böyle haykırır:

-  Hav...hav...hak...tü

- Gördün mü ikinci motörü?

- içinde kim var?

- Arkalarından gidiyorlar.

-  İkinci motör birinciye yetişti

-  Bordoları bitişti

-  Motörler sarsılıyor

- Dalgalar sallıyor Sallıyor dalgalar.

- Hayır

İki motörde iki sınıf çarpışıyor

- Biz Onlar!

- Biz silahsız Onlar kamalı

- tırnaklanmız

- Kavga son nefese kadar

- Kavga

- Dişlerimiz ellerini kemiriyor
Kamanın ucu giriyor

-   girdi...

- Yoldaşlar, ey!

artık lüzum yok fazla söze:

Bakın göz göze

- Karadeniz

On beş kere açtı göğsünü,
On beş kere örtüldü.
Onbeşlerin hepsi
Bir komünist gibi öldü

Moskova 1923

 

ARPA ÇAYININ İKİ YANI

Parlayan bir bıçak gibi bölmüştür ortasından
Arpa çayı iki düşman medeniyeti
Bir yanda kan sızıyor işçilerin
parçalanan kafatasından
öbür yanda fahlelerin(l) hakimiyeti.
Arpa çayı ayırmış ortasından
İki düşman medeniyeti.
Bir yanda kuru bir çınar gibi toprağından
sökülen köylülerin

sarı paslı dişlerinde ölüm kenetlidir!
Öbür yanda toprağın efendisi
fakir kentlidir.(l)
Arpa çayın bir yanı

Çöken bir karadağ gibi içinden çatlamada,

öbür yan

mavi göklerinde taze ve genç güneşler
yüzen ufuklara atlamada. Parlayan bir bıçak gibi hölmüştür ortasından
Arpa çayı iki düşman medeniyeti!
Bugün kan yüzüyorsa da bir yanda işçilerin
kafatasından
doğacaktır orada yarın
Şuralar Ittihadının
yeni bir cumhuriyeti.
Moskova, 1928

 

Not: 1- Fahle: Azerbaycan Türkçesinde sanayi işçisi

         2- Kentli : Azerbaycan Türkçesinde köylü

         3- Şuralar İttihade: S.S.C.B.

 

SENİ DÜŞÜNÜYORUM

Türkiye Komünist  Partisi,

T.K.P'em benim,

seni düşünüyonım.
Sen dünümüz, bugünümüz, yarınımızsın,
en büyük ustalığımız,

en ince hünerimizsin.
sen aklımız, yüreğimiz ve yumruğumuzsun.
Dünyada bir anılır şanlı soyun var:

sen küçük kardeşsin V.K.P. (B) nin.
sen bana bugün

mübarek alnındaki yara yerinle
ve işçi bileklerinde zincir izleriyle göründün,
yürüyorsun dimdik, pırıl pırıl.
Ömrümde yalnız seninle

ve senin safında olmakla övündüm.
Bacımınkiler gibi gök gözlü şehrim,

İstanbulum

seni düşünüyonım.
Oturmuşun deniz kıyısına,
bakıyorsun limana giren Amerikan zırhlısına.
Hastasın, açsın, öfkelisin.
O da bakıyor sana,
hem de nasıl,
efendinmiş,

patronunmuş,

sahibinmiş gibi itoğlu it.
Bozkırdaki tarlalar sizi düşünüyorum.
Belki karasabanla sürülürdünüz,
Kavruk olurdu ekininiz, kavruktu mavruktu, buğday idi ya,
Amerikan şimdi beton dökmüş oraya,
ölüme uçak alanı yapmış sizi.
Uzun uzun şoseler sizi düşünüyorum.

 

Üstünüzde kervan geçmez, kuş uçmaz,
Ölmeğe, öldürmeğe gidilir yalnız.

Seni düşünüyorum tornacı Rahmi.
Belki bu sabah basıldı evin,
belki şimdi Birinci şubedesin,
kolların kelepçeli arkadan,
kan içinde yüzün gözün;

Biliyorum söyletemezler:

"Barış Yolu" dergisini kimden alıp dağıttığını.

Seni düşünüyorum Hasan oğlu Hüseyin.
Mangalardan, birinin bilmem kaçıncı eri.
Selam vermedin diye, çipil teğmen,

basıyor tokadı sana.
Sen sımsıkı duruyorsun,

yüzünde beş parmağın yeri.
Biliyorum, Hasan oğlu Hüseyin
kaçacaksın,

katletmeye gitmeyeceksin,

Korede kardeşleri.
Seni düşünüyorum Hatçe kadın.
İnsandan çok artık toprağa benziyorsun,

hayır topraksızlığa.
Beş çocuk doğurdun, üçü öldü.
Fakir köy halkını peçine taktın,
gidiyorsun zaptetmeye

süngülerin ardındaki bey toprağını.

Üniversiteli kız seni düşünüyoruın.

içerdesin bir yıldır,

en az üç yıl verecekler.

Bana bir şiirimi okumuştun,

sesin kulagımda hala.

Seni düşünüyonım sayacı İsmail usta.

Marşal emretti, açıldı gümrük kapıları,
sen dükkanın kapısını kapattın,
zarf, kaat sattın

Galatasarayda, postanenin orda.
Dilendin sonra,

sonra öldün veremden

ev halkıyla beraber.

Seni düşünüyorum anne.
Büsbütün perde indi mi gözlerine?

Karanlıkta mısın?
Karıcığım seni düşünüyorum.
Sütün kesildi mi büsbütün,
emziriyor musun artık tosunumu

Memedimi?

Ev kirasını bu ay verebildin mi?
Ben aklında mıyım?

Mavi bulutlar geçiyor altın kubbelerin üzerinden.

kırmızı bacaların,

beyaz kulelerin üzerinden mavi bulutlar geçiyor.

sevmese seni onlar

benim onları sevdiğim kadar.

Bakıyorum Moskovanın penceresinden birinden

düşünüyorum memleketim,

memleketim, Türkiyem seni düşünüyorum
zaten bir dakka çıktığın yok aklımdan.
hasretin dayanılır gibi değil

Moskovada yaşamanın saadeti olmasa,
burda herkes sormasa seni benden,
Sovyet insanlarından her gün mektup gelmese,

 

MEKTUP

Veli oğlu Ahmet General Klarkın  piyade eri Kore

Bugün Çarşamba, Kasımın biri.
Bu gün heş bin yıllık Çin bastı dört yaşına.
Pekinde geçilmiyor türkü sesinden.
Yollara döküldü millet

Yediden yetmişine,
hepsin de mavi işbaşı elbiseli.
Pekinde fağfur kulelerde güneş
kırmızı sütunlarında ak güvercinler.

Lİ-Çan-Çen'le konuştum, Ahmet,
Hunan köylülerinden.
Uzun ak sakallı tel tel,
alnı Çin yazısı gihi kırışık.
Dedi ki bana:

toprağım yoktıı.

var.
öküzüm yoktu,

var.
insandan sayılmazdım,

insanım artık.
Daha da güzel günler göreceğiz, diyorlar,

yalan değil.

göreceğiz.
İşte ben
Li - Çan - Çen
yoklar geri dönmesin

varlar yok olmasın daha da güzel günler görelim diye

oğlumun birini okula yolladım
öbürünü  Koreye...

Li - Çan - Çenin oğlu bu yüzden orda,

ya sen?

Pekin günlük güneşlik,
Korede yağmur mu yağıyor Ahmet?
Yüzükoyun süeünüyor musun çamurda

peşince namlunun?
Ela gözlerin dumanlı,
kabarmış damarları alnının
kimi öldürmeğe gidiyorsun?
Yedi deniz ardında kaldı Anadolu

Hane halkıyla beraber.
Onlar bu yıl vermedi vergiyi.
Öldü sarı öküz,

dayı oğluna göründü gurbet
kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Şu ellerine bak,

sapanın sapından koparılan ellerine.
Akşamları sofrada, çıra ışığında

bazlalmayı bölen onlardı.
Sarı öküzün ve Ayşe kızın yüzünü

onlar aynı şefkatle okşardı,
ve ağanın karşısında çaresizlikten, öfkeden,

enseni kaşırlardı.
Köy kıyısından geçen yolculara

kaç kere yol gösterip su verdiler
ve en kederli.

en yorgun,

en tembel günlcrinde senin
senden ayrı yaşayıp düşünmekte devam ederdiler.
Onlar
ellerin

şimdi kan içinde bileklerine kadar,
kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?

 

Başka bir orduyu da gördü bu memleket.

büyük kuzeydendiler.

Japon zulmünü yendiler.

Diktiler yemiş fideleri gibi bu toprağa

bahtiyarlığın imkanlarını,
hem de karşılığında hiçbir şey beklemeden.
Sonra dönerken evlerine

şu sözlerle uğurlandılar:

-bağışlayın bizi kardeşler
dilediğimiz kadar
kılamıyorsak aşikar

minnetimizi sözlerimizde.
Yaşıyacak hatıranız, kardeşler,

Fabrikalarımızın tüten bacalarında,
sırmalı dağlarında ekinimizin
ve içi gülen gözlerimizde.
Hani bahar sabahları vardır, Ahmet,

çıkarsın evden
karşında bir müjde gibidir dünya.
İşte böyle bir dünyaydı artık Kuzey Koreli için
her sabah

her akşam

her gece memleket.
Söz hürriyetindi. Toprağı bölüşmüştüler.
Demiryolları
altın,
gümüş,
kömür,
ovada yağmur,
dağda rüzgar
deniz
bulut,

 

güneş
çocuk bahçeleri, hastaneler, okullar

ve fabrikalar milletindi.
Bahtiyardılar.

Kimi öldürmeğe gidiyorsıın Ahmet?
Bu toprakta gerçekleşen kendi hasretini mi?
Korede yağmur mu yağıyor?
Evini yaktığmız çocuk

anasının ölüsüne kapanarak

haykırıyor mu altında yağmurun?
Yoksa onu görmüyor musun bile?
Yoksa artık kanıksadın mı?
Yoksa, Amerikan askeri Şin-Şana girdiğinde

sen de beraber miydin?
Gördün mü insanların çırıl çıplak soyulup

benzinle yakıldığını?
Sen de Japon palasıyla kelle kestin mi?
Belki de Samvandaydın?
Ağaçlara saçlarından asılan insanlara

nişan aldın mı sen de?
Gebe kadınların ırzına geçip

sonra dövdün mü öldürene kadar?
Biliyorum,
San-sen Ri'de gözlerini oydukları çocuğun

fotoğrafını çektiler

hatıra diye.

Bu hatıranın sende de bir kopyası var mı?
Biliyorum,

Vu-Mal-Şoyu alnından mıhladılar duvara,

bir kaatla beraber.
İşçiydi, on bir çocuk babasıydı.
Ve geniş alnıyla birlikte mıhlanan kaat

emek kahramanlığı diplomasıydı.

 

 

 

 

Bilmeyen var mı ?

Yaktınız ekinleri, şehirleri uçurdunuz.

Ve onların en ucuz ölüm aleti sendin, Ahmet,
vebalı farelerinden de ucuz.
Korede yağmur mu yağıyor?
Dinecek.

Ya defolup gideceksiniz,

ya denize dökecekler sizi.

Ne halt edeyim? deme Ahmet,

teslim ol.

Haneni,

köyünü, ınemleketini seviyorsan şu kadarcık,

teslim ol.

Haneni,

                  Köyünü

                  memleketini,

        seni, celebe satanlara

        söylenecek bir çift sözün varsa Ahmet,

teslim ol.

Yitirmedinse insanlığını
çoluk çocuk naşıyla dolu bir çukurda,

teslim ol.
Biz Türkler yiğitizdir.
Yiğitliğin zerresi kaldıysa sende,

teslim ol.

Teslim ol ananın başı için,
 Teslim ol Türk halkı adına,
Ahmet, kardeşim,
kardeşlerine teslim ol.

1952

 

 

KOREDE ÖLEN BİR YEDEK SUBAYIMIZIN MENDERESE YAZDIKLARI

DİYET

Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan bey,
îki gözünüzle bakarsınız.
îki kıunaz
iki hayın,

ve zeytinyağlı iki gözünüzle

bakarsınız kürsüden Meclise kibirli kibirli
ve topraklarına çiftliklerinizin

ve çek defterinize.
Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan bey,
İki elinizle okşarsınız,
İki tombul,
İki ak,

vıcık vıcık terli iki elinizle

okşarsınız pomadlı saçlarınızı,
dövizlerinizi, ve memelerini metreslerinizin.
İki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan bey,

îki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı,
îki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eizenhowerin.
ve bütün kaygınız

iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri

halkın tekmesinden korumaktır.
Benim gözlerimin ikisi de yok.
Benim ellerimin ikisi de yok.
Benim bacaklarımın ikisi de yok.
Ben yokum.

 

Beni, Üniversiteli yedek subayı,

Korede harcadınız, Adnan bey.
Elleriniz itti beni ölüme,

vıcık vıcık terli, tombul elleriniz.
Gözlerinizin şöyle bir baktı arkamdan,
ve ben al kan içinde ölürken

çığlığımı duymamanız için

kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindidirip.
Ama ben peşinizdeyim, Adnan bey,
ölüler otomobilden hızlı gider,
kör gözlerim,

kopuk ellerim,

kesik bacaklarımla peşinizdeyim.
Diyetimi istiyorum, Adnan bey,
göze göz,
ele el,

bacağa bacak,
diyetimi istiyorum,
alacağım da.

25 Haziran 1959

 

ASKER kaçağI

Köyün evleri karanlık,
gökte yıldız pır pır eder.
Ben bir asker kaçağıyım,
Gelin, bana bir tas su ver.

Neyliyim kusura bakma,
elleri kınasız Gelin,
çalar asker kaçakları
kapıları geceleyin.

Köyde bebeler ağlıyor,
uyku uyutmuyor açlık.
Yaramı sanver, bacım,
Jandarmalarla çarpıştık.

Görüp durur yolumu
emzikli bir kadıncağız.
Biz on kere on bin memet
on kere on bin kaçağız.

Bu yarayı sardın, bacım.
ya yüreğimin yarası?
Ayyıldızı esir etti
Amerikan bandırası.

Köyün evleri karanlık,
Gökte yıldız pır pır eder.
Ben bir asker kaçağıyım
Gelin, bana bir tas su ver.

 

 

İZMİRLİ teğmen

Kışlamız gömülünce karanlığa
îneceğim sokağa pencereden.
Bir saat içinde varırım dağa.
Gel dağa çıkalım İzmirli teğmen.

Karışıyor bir yezit her şeyime,
dolara satılıp ölmek neyime?
Bir çift te sözüm var Adnan beyime,
Gel dağa çıkalım İzmirli teğmen,

Kuvayı Milliye kanı damarda,
asker ocağının şanı damarda,
bekler bizi yüzbin yiğit dağlarda,
Gel dağa çıkalım İzmirli teğmen.

 

TÜRK KOMÜNİSTLERE YARDIMLAR'a Örnekler

1. BELGE:

SBKP 19. Dönem

Sekreterliğin 1.2.1955 tarihli ve 74 sayılı tutanağından.

16.G.SSCB Yazarlar Birliğine,

1-SSCB Devlet Bankası'na, yazar Nazım Hikmet'e, Yazarlar Birliği kanalıyla, 10 bin ruble (1) karşılığında 2.500 dolar alma izni verildi.

2-SSCB Yazarlar Birliği'ne, Nazım Hikmet'in 2.500 dolarını, SSCB Büyükelçiliği kanalıyla Avusturya'ya transfer etme izni verildi.

2. BELGE:

20. Dönem

SBKP MK idioloji, kültür ve uluslararası parti ilişkileri komisyonu. Komisyonun 21 Mayıs 1958 ta-rihli toplantısının 10 sayılı tutanağından.

44.G. TKP MK Politbüro üyesi yoldaş Marat'ın (îsmail Bilen) ricasının yerine getirerek, SSCB Dev-let Bankası Yönetim Kurulu'na (yoldaş Pov'a) 5.000 rubleyi, resmi kur üzerinden Demokratik Alman markına çevirme görevi verildi.

3. BELGE

20. Dönem

Sekreterliğin 18 Ocak 1950 tarihli 133 sayılı tutanağından.

IG. Nazım Hikmet için Sovyet parasının dolara çevrilmesi:

 

SSCB Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu'nun önerisi kabul edilecek ve SSCB Devlet Bankası (yoldaş Koravuskin) Nazım Hikmet için 10 bin rubleyi dolara çevirmekle görevlendirilecektir.

4. BELGE 20. Dönem

Sekreterliğin ........ tarihli toplantısının ........ sayılı tutanağından.

24 G. Nazım Hikmet'in Sovyet parasının dolara çevrilmesi:

Türkiye Komünist Partisi'nin temsilcisi yoldaş Marat'ın önerisi kabul edilecek, SSCB Devlet Bankası (yoldaş Korovuskin) Nazım Hikmet için 10 bin rubelin dolara çevrilmesiyle görevlendirilecektir.

5. BELGE
22 Dönem

Sekreterliğin 8 Aralık 1961 tarihli toplantısının 8 sayılı tutanağından.

103G.TKP'nin ricası:

SSCB Devlet Bankası Yönetim Kurulu (yoldaş Korovuskin A.K.) SBKP MK îdare Müdürlüğü için 1.500 rubleyi Demokratik Alman markına çevirmekle görevlendirilecektir.

6. BELGE

22 Dönem

Sekreterliğin 27 Kasım 1962 tarihli toplantısının  48 sayılı tutanağından.4. TKP MK'nin ricası (yoldaşlar Ponomarev, Suslov, kozlov).

1-TKP yönetiminin ricası yerne getirilerek, ilerici Türk yazarı Zekeriya Sertel ve eşi Sabiha Sertel, SSCB'de sürekli oturmak üzere kabul edilecek.

2-Azerbaycan Komünist Partisi MT4s, sertel ailesine Bakü'de konut sağlamakla görevlendirilecek.

3-SSCB Bakanlar Kurulu özel emeklilik maaşı belirleme komisyonu, Zekeriya ve Sabiha Sertel'e, 120 şer ruble özel emeklilik maaşı vermekle görevlendirilecek.

4-SSCB Demokratik Almanya Büyükelçisi'ne gönderilerek telgrafın metni onaylanacaktır.

7. BELGE 23 Dönem

SBKPMK Sekreterlerinin ........ kararnamesi.

1 Haziran i 1970 - 894C 29.5.1970

Türkiye Komünist Partisi MK yönetiminin, 50. kuruluş yıldönümü dolayısıyla TKP amblemi rozet yapılması ricası.

14265

8. BELGE
23 Dönem
SBKPMK

Sekreterliği 18 Ağustos 1970 tarihli toplantısının 105 nolu tutanağından.

133 G. "Molodaya Gvardiya Yayınevi'nin Türk yazarı Suat Derviş'e telif ücretini ruble olarak ödeme izni verilmiştir.

9. BELGE

25. Dönem (çok gizli)

SBKP MK dairelerinin 9 Ocak 1978

 

99C6.1.1978

Grevde bulunan Türk madencilere yardım sağlanması.

3. Sektör numarası 007736S

10. BELGE 25. Dönem (çok gizli)

SBKP MK dairelerinin..........

10 Mart 1978

973C3.3.1978

"Novisti" haber ajansının aylık "Sosyalizm: Teori ve Pratik" dergisinin sürekli olarak çıkmasının sağlanması için Türk "Ser" Yayınevi'ne nakit para yardımı sağlanması.

3. Sektörün numarasını 4504
3S. ve kitap

11.BELGE 25. Dönem (çok gizli)

SBKPMKdairelerinin..........

11 Eylül 1978 4488C8.9. 1978

TKP yönetiminin SSCB'de 10 bin adet parti rozeti yapılması yolundaki ricasının yerine getirilmesi.
3. Sektör numarası 19161.4S

12. BELGE

BÜTÜN DÜNYANIN ÎŞÇİLERİ BİRLEŞİN

(çok gizli)

SBKPMK

No:St-143/9GS

17.1.1979

Merkez Komitesi Sekreterliği toplantısından No:

143, paragraf 9GS tutanaklarından alıntı.

Konu: Türkiye Barış Komitesi'ne maddi yardım yapılması.

Türkiye Barış Komitesi'ne maddi yardım sağlaması için Sovyetler birliği Barış Komitesi'ne izin verildi. Dört bin ruble değerinde propaganda malzemesi verilmesi kararlaştırıldı.

Bu ödemeler, Sovyet barış Komitesi tarafından karşılanacaktır.

Merkez Komitesi Sekreteri îmza (îsim yok)

10. BELGE

25. Dönem (çok gizli)

SBKP MK dairelerinin..........

31 Ocak 1980

562C30.1.1980

Durumu incelemek ve röpertajlar hazırlamak üzere Afganistan'a giden "Politika" gazetesi (türkiye) Yazişleri müdürü A.Engin'in İstanbul-Moskova-İstanbul ve dönüş masraflannın karşılanması.

3. Sektörün numarası 03020. 4S

 

“Nazım'ın Sovyet vatandaşlığına geçmek için o dönemdeki Sovyet lideri Nikita Jcrusçev'e yazdığı mektup”

Saygıdeğer Nikita Sergeyeviç

19 yaşından beri, yalnızca kalbim ve kafamla değil, geçmişimle de Sovyetler Birliği’ne bağlıyım.

Bolşevik Partisi’ne, ilk olarak 1923 yılında üye oldum. Ardından, 1924 yılında, yine Moskova'da I925 yılı başında Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi oldum. Doğu emekçileri Komünist Üniversitesi’ni bitirdim ve parti işleri için Türkiye'ye gittim. 1925 yılı sonunda, Ankara'da yeraltı çalışmaları gösterdiğim için gıyaben 15 yıl hapis cezasına çarptırıldım.

Sonra, yine Moskova'ya döndüm. 1928 yılında Türkiye'de parti işleriyle uğraştım. O zamandan 1950 yılına kadar toplam 56 yıl hapis cezasına çarptırılmama karşın, toplam 17 yıl cezaevinde kaldım. Başta Sovyet halkı olmak üzere, ilerici insanların mücadelesi sonucu cezaevinden çıkarıldım.

Ben, sayılı Komünist şairlerdenim. Çok mutluyum, çünkü Büyük Ekim Devrimi'nin beşinci yıldönümünü Moskova'da kutladım. Bu nedenle de şiir yazdım. SBKP'nin 22'nci kongresini kutladım. Bu nedenle de şiir yazdım.

Artık 10 yıldır Moskova’da yaşıyorum. Ailem de yanımda. Bütün Sovyet halkı gibi, buradaki yaşama alıştım.

Saygıdeğer Nikita Sergeyeviç, yardım edin, ben Sovyet Vatandaşı olmak istiyorum.

En iyi dileklerimle

Saygılarımla

Nâzım HİKMET
7 Aralık 1961


 

Kaynak: Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi arşivi.....
Yayınlayan: Cenk Başlamış - Vladimir Jarov - Milliyet Gazetesi 21 Aralık 1992 tarihli “SBKP Belgelerinde Türkiye” başlıklı yazı dizisi...

 

Muzaffer ÖZDAĞ

<<<