|
4 Mart 1925 tarihinde
çıkarılan TAKRİRİ SÜKÛN KANUNU ile bütün komünist gazete ve dergiler
kapatılmış, daha önce kurulmuş olan solcu ve marksist partilerin
faaliyetlerine son verilmişti. Uzun bir sessizlikten sonra 1932
yılının Ocak Ayı'nda eski komunistlerden Şevket Süreyya, Vedat Nedim
TÖR ve arkadaşları KADRO adıyla bir dergi çıkarmaya başlamışlardı.
KADRO' cular Türk
Milletini komunizmin yeni bir uygulaması ile karşı karşıya getirmek
istiyorlardı. O da şuydu: Bir memlekette halkın büyük çoğunluğu
komunizme karşı ise, bu durumu sekteye uğratacak çareler aranmalıydı.
Öyle ise gene Lenin'in düşüncelerine müracaat etmelidir. 1923
yılının 1 Mayıs işçi gününde Lenin; etrafına toplanan edip ve şairlere
şu öğüdü vermişti: "Bulunduğumuz memleketlerde itimat ettiğiniz,
inandığınız, yoldaşlarımızdan azami istifadeyi temin edebilmek için
onları mutlaka şöhrete ulaştırmanız icap etmektedir. Çünkü halk efkarı
şöhretli insanlara itibar eder, saygı duyar." Lenin
1923' de verdiği bu emrin Türkiye' mizde tatbik edildiği ilk insan,
şüpheniz olmasın ki Nazım Hikmet' tir. O yıllarda Türkiye'
de komunist faaliyetlerini idare edenler, muvafık ve kabiliyetli bir
isim buldular.
NAZIM HİKMET
Öyleyse, Nazım
Hikmet' i önce halkın sevgisine sunmalı, sonra meşhur etmeli, daha
sonra ise faal vazifeler vermeli idi. Dikkat edilirse bu taktik bu
günde Bab-ı Ali aynen tatbik edilmekte, bir sürü cahil, orta okuldan
belgeli, askerden kovulmuş, iki üç saat önce yediği yemeği bile
hatırlayamayacak kadar kalın kafalı kimseler, büyük şair, büyük
ihtilalci, büyük eleştirmen diyerek şişirilmekte, uydurma armağanlar
kazandırılarak halkın sevgisine sunulmakta, hatta ve hatta nobel
ödülüne layık olduğu yazılmaktadır. İşte Nazım Hikmet' de şimdikiler
gibi şişirilmiş ve halkın sevgisi ve sempati duyguları Nazım Hikmet
adı üzerine teksif edilmişti. Nazım'a olağanüstü iltifat gösterenler,
memleketsever ve tarafsız gazeteci ve yazarlar değil, gene Nazım
Hikmet' le ya Moskova'da komunizmin metodlarını tedris etmiş kişiler
veya Türkiye'den oraya bağlı kişilerdi.
Mesela Vala Nurettin,
mesela Şevket Süreyya, mesela Serteller, hatta Ertuğrul Muhsin, Nazım
Hikmet' in baş hamileri arasında idiler. Nazım Hikmet kısa bir süre
sonra olduğundan da fazla şişirilmek suretiyle "büyük şair" "usta
sanatkar" olarak şöhreti dillerde, eserleri ellerde dolaşan bir kimse
olmuştu. Bir misal olmak üzere Şevket Süreyya'nın o günlerde Nazım
için yazdığı oldukça uzun bir methiyyeden bazı kısımları nakledelim:
"1920 sonbaharında bir gündü. Batum' un engin deniz ufuklarına
bakan bir evinde, İstanbul' lu bir gençle tanıştım. Bu genç ateşli bir
şairdi ve bize son şiirini okudu."
"1921 yazında
bir akşamdı. Moskova'da gürültülü bir meydandan geçiyorduk. Meydanın
ortasında iki kamyon durdu. Birinin üzerine bir sinema perdesi
çektiler. Ötekinde makine işlemeye başladı ve filmin ismi göründü..
AÇLAR. O gecenin sabahında Nazım Hikmet "Açların Gözbebekleri" ni
yazdı..."
Bu methiyelere cahil
yazarlarda ayak uydurmuş, Nazım mübalağaya varan bir gayret içinde
gözlerde büyütülüyordu. Dahası var Nazım'a DAHİ diyorlardı. Buna
mukabil 1921' de Moskova'ya gidip, 1924' de yurda dönen bu azılı vatan
haini, orada da ihtilalin büyük takdir ve gizli emellerini öğrenmiş
bulunuyordu. Bakü'de çıkan bir komunist gazete, Nazım' ın emellerini
aynen şu satırlarla naklediyordu: "Nazım yoldaş, inkılabın
beşiği olan Rusya'ya geldi. Bu beşikte onun kulaklarına inkılabın KAN
coşturucu ninnileri okundu. O proleter inkılabın meyvelerindendir.
Kızıl Moskova onun damarlarındaki kanların zehirli mikroplarını
öldürür. Kanını kızıllaştırır, saflaştırır. Hikmet' in varlığı
inkılapçılık mayasıyla yoğrulur. Nazım Türikye'de yüceden
bağırmalıydı. Derin uykuya dalmış gençliği uykudan ayıltmalıydı. O
bunu yaptı. "
Vala Nurettin de:
"Nazım Hikmet mazideki putları yıkmağa ön ayak olan sanat
telakkilerine kadar her akide ve hareketin üslubunda önce bir
münevverdir" diyordu.
Halide Edip ADIVAR
ise: "Benerji Kendini Niçin Öldürdü? derecesindeki eseriyle
Nazım Hikmet bu devrin DAHİ sıfatını alabilecektir." diyordu.
Nazım haddi zatında
bir çoklarının söylediği gibi hakikaten büyük şair değildi.
Şiirlerinin çoğu propaganda mahiyetinde idi... |