|
Nazım
Moskova' da kendisine hocalık yapmış olan Ekber
BABAYEV' in hazırladığı ve Sofya'da Türkçe olarak basılan
"Nazım Hikmet" adlı kitapta, kaçışını şöyle anlatmaktadır :
"
Anadolu'ya işgal altındaki İstanbul' dan geçişimde ve
bilhassa Bolu'ya gelip, halkla hele köylü ile yakından
temasımda, Sovyet Rusya'da olup bitenleri kulaktan duyup,
Marks'ın Lenin' in isimlerini de işittiğimde şiirde yeni
şeylerin, şimdiye dek söylenmemiş şeylerin ifade edilmesi
gerektiğini sezdim.. Bolu'dan Trabzon'a geldiğimde Sovyet
Rusya'ya geçmek maksadıyla, öz, şekilden daha çok
ilgilendiriyordu beni. Fakat bu özü yani inkılapçı saydığım
bu özü genel sembollerle vermeye çalıştım. Batum'a geldim.
Sovyet Realitesiyle temas ettim. Bir yandan da kızıl ordu
şiirini yazdım. Öbür yandan da tekrar şekil meseleleri beni
uğraştırdı."
Pravda
gazetesinde yahut İzvestiya' da şimdi iyi hatırlamıyorum
herhalde Maykovski nin olacak bir şiirini gördüm, mısraların
şekli beni çok ilgilendirdi. Fakat şiiri tercüme ettirip
neden bahsettiğini anlamak mümkün olmadı."
" Batum' dan Moskova' ya gelişte açlık
mıntıkasından geçtik. Gördüklerim üzerimde çok tesir etti. Fakat böyle
bir açlığın dahi inkılabı yıkamayacağını haykırmak istedim. Açların
gözbebeklerini yazdım."
Aynı
kitabın 16. sayfasında ise Nazım Hikmet aynen şunları söylüyor:
"O devirde Marks, Engels ve Lenin'le
haşır neşirdim. Üç üstad, üç bilgin, üç devrimci değil, üç büyük ama
çok büyük bir sanatkardı benim için. Lenin'in kitaplarını doğrudan
sahneye koymak istiyordum. bu istek şiirde de beni aynı işi yapmaya
götürmüştür."
Nazım Hikmet aslında bir çok gafil ve
hainlerin iddia ettiği gibi adli bir hataya kurban gitmemişti. 1950'
nin arefesinde onu müdafaa edenler Nazım Hikmet' in bir vatan haini
değil, bir vatan şairi olduğunu yazdılar. Cumhuriyet, Milliyet, Son
Posta gibi memleketimizin şöhretli gazeteleri ve bu gazetelerin
sahipleri, Nazım' ın adli bir hataya kurban gittiği yalanına
inandıkları için, onu sadece kurtarmaya değil, aynı zamanda
methiyesini yapmak suretiyle halk efkarı üzerinde yeni ve taze bir
itibarın doğmasına da çalıştılar. Biz hala büyük bir gafletin zebunu
olanları sonralara bırakıp tekrar Nazım Hikmet'in oldukça hazin
itiraflarına dönelim:
"Memlekete döndüm. Memlekette parti
faaliyetleri (yani komunist parti'sinin faaliyetleri) yüzde doksan
sekiz gizli idi. Fakat bazı açık neşriyat yapma imkanı vardı. Artık
şiirlerimi (Rusya'da ki gibi) tiyatro sahnesinden işçilere yüksek
sesle okumam imkansızdı. Fakat onları açık olarak ve hepse girmek
pahasına bastırmak imkanı vardı. Bu durum hem şiirimin
muhtevasına, hem de şekline tesir etti."
Nazım Hikmet' in açıkça komunist
olduğunu, Türkiye'ye bir komunist olarak döndüğünü biz değil kendisi
söylemektedir.. |