|
Bugünlerde bir de Nâzım Hikmet
vatandaşlıktan çıkarıldı mı çıkarılmadı mı haberleri basınımızı sardı. Önce
mirası, sonra vatandaşlık hikâyeleri...Vatandaşın biri de Can Dündar'ın
programını dinlerken bir şeyler duymuş, merak etmiş. Programda Nâzım Hikmet
konuşuyormuş. Galiba dizinin üçüncü bölümü imiş. Bakû'de Azerbaycan Yazarlar
Birliği'nin düzenlediği bir toplantı olsa gerek. Siyah beyaz çekilmiş bir
film. Her hâlde l960'ların başı. Nâzım, mealen şöyle diyormuş:
-Dostlarım, bir gün Türkiye
de Azerbaycan gibi sosyalist bir ülke olacak. Ben görmesem bile içinizden
bazıları mutlaka bunu görecek...
Can Dündar programı bir
daha yayımlasa da sözleri tam olarak kaydedebilsek diyor vatandaş. Diyor ya,
hafızasına kaydettikleri aslında kâfi. Nâzım'ın ne istediği anlaşılıyor:
Türkiye'nin de Azerbaycan gibi sosyalist bir ülke olması.
Şimdi vatandaş bir dakika diyor. Nâzım Hikmet'in sırtındaki mintanı ve
başındaki Türkiye işi kasketi anlıyoruz. Türkiye'de bir çınarın gölgesinde
uyumak arzusunu da anlıyoruz. Fakat nasıl bir Türkiye imiş istediği?
l960'ların Azerbaycanı gibi sosyalist bir ülke. Şimdi bütün dünya diyor ki
Azerbaycan, Özbekistan, Gürcistan, Ukrayna, Litvanya vb. ülkeler l990'larda
bağımsız oldular. Hatta geçen yıl bağımsızlıklarının onuncu yılını da
kutladılar. Vatandaş soruyor: Bağımsız oldu ne demek?
Cevap veriyor: Daha önce
esaret altındaydı demek. O hâlde 1991'den önce Azerbaycan da esaret
altındaymış. Nâzım Hikmet ne istiyormuş peki? Türkiye'nin Azerbaycan gibi
olmasını. Yani Moskova'nın esareti altına girmesini. Vatandaş bir dakika
diyor yani; Nâzım'ın iyi şair olduğuna, vatanını özlediğine inanıyoruz da
onun Türkiye'yi, Azerbaycan gibi Moskova'ya bağlı bir ülke hâline getirmek
istediği de açık değil mi? Vatandaş, Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın eylem
ve sözlerini şaşkınlıkla izliyor. Yani Nâzım'ın arzusu yerine gelseydi
Türkiye, Moskova'ya bağlı bir sosyalist ülke olacaktı. O zaman da hep
beraber Türkiye Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin vatandaşı olacaktık.
Kruşçev de mutlu olacaktı, Nâzım da mutlu olacaktı,Nâzımseverler de. Sayın
Talay da mutlu olacak mıydı diye merak ediyor vatandaş.
Bir başka vatandaş da
geçenlerde bir kitap okuyormuş. Bazı sayfalarını kıvırarak bana gönderdi.
Kitabın adı
Nevzat ve Ben. Kıbrıs'ın en tanınmış şairlerinden biri olan Özker Yaşın
yazmış kitabı. Benim bildiğim o da
Kıbrıs'ın solcu şairlerinden. Nevzat dediği bir zamanlar Kıbrıs davasının
Türkiye'de kamu oyuna mal olmasında emeği geçen bir avukat: Nevzat Karagil.
Kitap İstanbul'da, 1997 yılında basılmış. Özker Yaşın kitabının 793-795.
sayfalarında Nâzım Hikmet'in Kıbrıslı komünistlere yazdığı bir mektubu da
anlatıyor. Bakın Özker Yaşın, Nevzat Karagil'e yazdığı mektupta ne diyor:
"Geçenlerde Ledra Caddesi'nde dolaşırken AKEL'e kayıtlı Türk solcularının
lideri durumunda bulunan Derviş Kavazoğlu'na rastladım. Bedevi Pastanesinde
oturup birer baklava yedik ve konuştuk... Meğerse bizim Kavazoğlu Nazım
Hikmet'le mektuplaşıyormuş. Bedevi Pastanesinde konuşurken çantasından Nazım
Hikmet'in kendisine gönderdiği iki mektubu çıkarıp bana gösterdi. Mektupları
okudum ve canım sıkıldı... Nazım Hikmet'in Kavazoğlu'na ikincimektubu ise,
daha cüretkâr ve daha kötü. Kıbrıs'taki gerçek durumdan habersiz olan Nazım
bu kez açık açık 'Enosis'i destekleyiniz' diyerek şöyle
saçmalıyor:...Kıbrıs'ın anası Yunanistan ile birleşmesini engellemeyiniz.
Böylece Kıbrıs savaş kundakçılarının zırhlısı haline gelmekten
kurtulacaktır. İşte o zaman Ada üzerinde yaşayan Türkve Yunan Kıbrıslılar
mutlu olacaklardır..."
Hay Allah, şu bizim büyük vatan şairi Nâzım Hikmet'in ne büyük arzuları
varmış. Türkiye'nin, Azerbaycan gibi
Moskova'ya bağlanması, Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleşmesi... Bir dakika
sayın Talay dedikten sonra Can Dündar'a da bir dakika diyoruz. Mintanı,
kasketi, ceviz ağacını anladık. Sosyalist Türkiye'yi de anladık. Şimdi bir
de Kıbrıs çıktı. Bak sana bir de kaynak verdik; şu Kıbrıslı AKEL' cilerle,
yani Kıbrıs Rumlarının Komünist Partisi üyeleriyle de bir
konuşsan. Onları bulamazsan Özker Yaşın'la da konuşabilirsin. O galiba şimdi
İstanbul'da yaşıyor. Var mısın sen de bizim gibi bir dakika demeye?
|