Yazardan Ne Dediler Konular Konuk Defteri İrtibat Ana Sayfa
 
 

BUNLAR ŞİİR Mİ SAYIKLAMA MI ?

 

Propaganda olmayan şiirleri ise bir sayıklamadan başka şeyler değildi. Şiir diye yazdıklarından bir kaç örnek verirsek ümit ederiz ki bu söylediklerimize okuyucularımızda tereddütsüz katılacaklardır. (*)

 

Bana bak
Hey !
Avanak
Elinden o zırıltıyı bıraksana
Sana
Üç telinde üç sıska bülbül öten
Üç telli saz
Yaramaz
Hey
Hey
Üç telli sazın
Üç telinde öten sıska bülbül
Öldü acından
Onu attım köşeye

(Orkestra, başlıklı şiirinden)


Trrruum
Trrruum
Trrruum
Trak tiki tak
Makinalaşmak
İstiyorum
Beynimden, etimden, iskeletimden
Geliyor bu
Her dinamoyu
Altına almak için
Çıldırıyorum
Tükürüklü dilim bakır telleri yalıyor
Damarlarımda kovalıyor
Ota direzinler, lokomotifleri

(Makinalaşmak başlıklı şiirinden)

Dalga bir dağdır
Kayık bir geyik
Dalga bir kuyu
Kayık bir kova
Çıkıyor kayık
İniyor kayık
Devrilen
Bir atın
Sırtından inip
Şahlanan
Bir ata
Biniyor kayık..

(Bahri Hazer başlıklı şiirinden)

 
Görüldüğü gibi, şiir diye takdim edilen şu satırların şiirle, sanatla, güzellikle bir ilgisi yoktur. Zira şiir, her şeyi güzel ifade edebilme sanatıdır. Ya ideolojik telkinler veya  bir ruh hastasının sayıklaması gibi şeyler. Bir kaç örnek de o günlerde yayınlanan eserlerinden (!) nakledelim..
 

100 Metreden
Çiftleşen iki sineği seçebilen iki gözüm
Elbette gördü
İki ayakların
İkiye ayrıldığını
Sen
Benim
Hangisinden olduğumu anlamak istiyorsan
Cebime sok kafanı
Orda aydınlığı okuyan kara ekmek
Sana doğruyu söyler

(Varan 3, sayfa 3)

Behey
Karamaça Bey
Ruhunu zenci bir esir gibi çıkardın pazara...
Bir orospu odası yaptın kafatasını

(Varan 3, sayfa 7)


Kıllı kollarında kıvranan
Meyhanecinin kızı
Yoksa kendi altında sen
Kendinle mi yattın
Diyelim ki senden evvel baban yok
İsa gibi
Yine fakat bacakları arasından çıktığın
Meryem gibi bir ananda mı yok?

(835. satır, sayfa 44)

Bana gelince
Ben
Geniş omuzlarımda dimdik
Bir kelle taşıyorum
Ve yaşıyorum
Kellemin içindeki için

(Sesini Kaybeden Şehir, Sayfa 77)

Milyonlarca kırmızı yürek yanıyor
Sen de çıkar
Göğsünün kafesindeki yüreğini
Şu güneşten ateşe fırlat
Yüreğini yüreklerimizin yanına at

(835. satır)

Camlar kırıldı
Hastaların sapsarı
Alınları
Kıpkızıldı
Kıpkızıldı kan içinde
Bir an içinde
Gece kızıl, yer kızıl
Ev kızıl, fener kızıl
Kızıl, kızıl, kızıl...

(835. satır, sayfa 26)

 
diye sayıklayan nazım bu satırları herhalde sanat endişesi altında yazmıyordu. Nazım her şiirinde kızılı ifade edecek kelimelere itibar ediyor, şiirlerini o kelimelerle süslüyordu. Hatta narın kırmızı, yahut kızıl olduğunu düşünerek, soyadını bile NAR' ın tersi olan RAN olarak almıştı. Şiirlerinden bir kaç örnek vermek Nazım'ı oldukça tanıtır kanaatindeyiz. Güneş kızıl mıydı? öyleyse güneşe şiirler yazmalıydı...
 

Bu bir türkü
Güneşi içenlerin türküsü
İşte şu güneşten
Düşen ateşte
Milyonlar kırmızı yürek yanıyor

 
Nazım Hikmet, sayıklama diyebileceğimiz şiirlerinin büyük sanat eseri gibi takdim edildiğini gördükçe sureti de artıyor, bu kere de devlete, millete hatta orduya  da tecavüze başlıyordu. İşte yüzlercesinden tipik bir örnek:
 

895 numaralı katar
895 numaralı katarın
Üçüncü mevki vagonunda
Üç yolcu var
Sefalet
Felaket
Ve Mehmet
Tren düdükleri öter Mehmet' in üstünden
Medet.. Medet
Uzanır raylar uzanır
Memleket, memleket..
Yok mu raylarda merhabet
Mehmetçik, Mehmet
Dağ taş Mehmet dolu
Kiminin pantolonu
Kiminin donu
Bu uzun rayların sonu
Varır kışlasına Selimiye' nin
Selimiye' nin avlusu Mehmetçik dolu
Hepsinin dirseklerine kadar sıvanmış kolu
Mehbetçiğin kolu bit dolu
Bir Mehmet'i yer
Mehmetçik biti...

 
Aslında bunlar gerçek Türk şiirinin yanında deli saçmalarından başka bir şey değildi. Fakat dediğimiz gibi Nazım'dan istifade edilebilmesi için onun şöhrete ulaşması lazımdı. Nazım' ı şöhrete götürenler basının haricinde de büyük bir hami bulmuşlardı. Şehir tiyatrolarının başındaki adam, ERTUĞRUL MUHSİN, onun da Moskova'dan aldığı ilhamları vardı. O da Nazım Hikmet' e hem maddi, hem manevi destek oluyordu..
 
(*) Nazım Hikmet' ten aktardığımız bu mısralar 1937' de Cumhuriyet Kütüphanesinin yayınladığı (Nazım Hikmet' in Hayatı ve Eserleri) isimli kitaptan alınmıştır.

<<<

 

>>>